3. SAYFA GÜZELLEMESİ

Serkan Işın

sayın k.selahattiniz, arabanızı olduğu yerden çekiniz
iletişim devrimi yapabiliriz..ertuğrul, ayşe, fehmi, emin ve bizim çocuklar

kürt böreği ve paşa çayı
yerinden etme, kahvaltı hazır
ortada bal küpü, semaver
arsenal, hagi: karpatların
madonnası sezen aksu
buz gibi su kapımızda
yeni kelimeler: karizma, vizyon
ve jeopolitik. 7.2, 7.9
33.6 ve belki 56K
içte yetişen çocuk ağaçları
karaşın, sarışın heykeller
istimlak ve amiral gemileri
plazalarda çeşitli kaptanlar
ho!ho!ho!
bir şişe rum içince
nasıl da depreşir hem milli
che tişörtlere leke jeans
CIA.o ve pekeke kekeme
değildir belki vatan haini
vahdettin tin değerinden ölçünce
dervişler ve amerikalar
ve uyumadan önce beklemek
yırtılırsa diye gece jimnastiği
kızının mayosu.

fakat görünmediyse de çılgın delta
divan’da açılıyor varlık oruçları
tapusu alınmış betonarme beyinlerimiz
kaçak katlarında doyuyor arzusunda
bodrum katlarının ve dip ayna
boktan başka bir şey göstermiyor.
insan durup dururken ana avrat
sövmek istiyor adı İstiklâl olan
bu caddede.
(münir özkul yaşıyor mu sorusunun cevabı
ona da yaşamak denir mi oluyor)
bir tek orospular peşin para çalışıyor
çünkü bölemiyorlar bunca eksiği.
ve turist haritalarının görünmeyen yerlerinde
kopuyor kıyamet
hatırlayanlarınız için lavaşkiri
hatırlamayanlarınız için lavaş ekmeği
birşey arası birşeyle karnımız doysa
adını bildiklerimiz batıyor kemiğe
ve feci tatlı akorlarla sonlanıyor şarkı
sokakta aynalar aynalar ralanya
akdeniz şiirine neler neler damlıyor: erotika
ve sevmişim ben böyle masumiyeti
gir oradan bir darbuka bir drambaks
altyapısı mıcırdan bu tuhaflıkların
tül gerilmiş köprüye örs düşürüyor
CEO, kariyer ve laminat parke
korkunç dönüyor başım artık
ya aç olmalıyım ya öç
ve alınmıyor ikisi de kefil belirtmeden
poz verir gibi bakıyorum oysa ben
kadraja sığmıyor elim kolum
böyle dirençli olmuşsam elbet
vardır omuzlarım altına aldıklarımın
yüzleri düşmüş kanatlarına
basiretsiz bir heykelin.
her sokakta biten tabela tekse
bana nerden geldiğini söyleme
yalnız görülmemiş yerlerinden bahset
eski şairlerin ağzına diktiği çiçek
çürümüş de dikenli tel
dikenli tel ardında bir bahçe gizli kalmış

(ben böyle şeyler yazmayı bilmezdim
olmadı farzet)
ne zamandır bozmuyor seriyi diziler
ve mahalleli esnaf ve sıradan dülgerler
çok kahraman bilinçlerinden
birşey yapmıyor da anayasalara bunca deprem
siliyor alınyazılarını büyük bir zevkle
düğünlerde kola içmek âdet olacaksa
kınayı neremize yakalım törenle
çıldırıyor fabrikaları ayakta tutan
leziz tüketme isteği, gövdesi dışına
çıkmış bir tren penceresinden, 160 km giderken
köye doğru
sarkıyor olabildiğince iç hallerine benzeyen
bir öpüşü yerden kaldırmak için ve fark etmiyor
dürüst bir mühendisin diktiği telgraf direklerini
belden üstü parçalanmış, kan revan giriliyor tünele
Ve çıkıyor kalçaları orta yaşlı orospunun
İçerideki sarı ölgün lambaların altında
Dantel işlemeleri, el izleri ve hurufattan erkekleri ile
Ve memeleri sarkmamışsa bizden bilin
İlmini biliyoruz çünkü çiçek açan
Rahimlerin ve rahman olan şeylerin.
Bizde olabilir enfiyesi siccin
Irası kuzu kokan süt gibi baldırların
Ve iyeliğin ve merceğin ve indisin
Ve bilinmezin ve ilerlemenin ve mevcudiyetin.
Yıkılıyor korkunç kerevetinde
Siccîn, kızı köye göndermeli, otopsi artık bitsin
Tutanaklar verilsin kenar süslerine doymadan
Bollukla yığılan evraklı yitişlerin, yaldızlı apoletlerin
Bu sizin kızınız mı beyim?
- Evet şu yarısı benim.
Bu sizin kızınız mı abla?
- Evet şu yarısı benim.

Buyrun fişiniz..
Ben arkasından su döktüm
Cesetlerine mutâd şeylerin.
Sırf çiçek açtırmak için
Gecelerin bekçisiyim
Sokak aralarına sıkışıp kalmış
Tekinsiz ve devletlü parsellerin.

bulutlar verevine bulutlar
tepede, göz çukurlarına gülümseyen bulutlar
ve bütün bunlar, bütün bunlar pek zırva…
öyle değil mi lan minerva?