Gündüz Merdiveni

çek bulutu göğe
yum sesini
çıksın adımların
suskunluğumuzu aşsın yollar

hangimiz durur bu düzende eğik düzlemde
kıvrılıp en ince yerinden dolanıyor tümsek
elimdeki paslı desteğe

at elindeki kurÅŸunu
dök sesini
kirpiklerin doÄŸrulsun
kapalı sarnıçların dip tortusuna
ve orada öğren
soluk almak gibi görünmez ancak
yaÅŸamsal ÅŸeylerin de olabileceÄŸini

ılıtıp dindir acı söylemleri
görmüyor musun yoktan çizgiler var aramızda
uzat sesini
yıkılır mı dersin bu çekince

‘çekince bir sevi hali midir’

körlüğümden korkarım en çok
değişirken mevsimler bu ıstırap unsurları
iştahsız ve ilgisiz belirtiler
susuz bırakacak bizi yine bu yaz

dar görüşte kılıçlar çekilince
kaç cümle biriktirebilirsin ki
ilk kez ayna tuttuÄŸun taÅŸa

yine de tut korkma
sol yanını kemiren yokluğu görsün
döktüğümüz dilleri
akıttığımız delişmen suların nemini içsin bırak

sen necisin
gündüz merdiveni durgun sularda çıkılır ancak
sen ne zaman güneşi örtmek istersen
işte o zaman işitirsin dik yokuşa sürdüğün
boÄŸumlu nesirlerin ilencini

ben neciyim
ne inim ne cinim yine de
bizim için yazılmış garip hikayelerle dolu
bu kaynak bu serin uÄŸultu

elimdeki takvime dolanıyor tümsek
geçebilirsin sesini
derbentteki toy köstebek edilgen
sığınmacı yanıma tutuldu
gel içli balkonumuzda yudumla çayını
çiçekli bir yol yaptım sana